Kan
dolaşımının sağlanması için bir basınç gereklidir. Bu basıncın normalden fazla
olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon için kullanılan diğer bir isim ise
YÜKSEK TANSİYON'dur.
Kan
basıncı ölçülürken 2 kan basıncı değerine bakılır; Büyük tansiyon (sistolik kan
basıncı) ve Küçük tansiyon (diyastolik kan basıncı). Kalbin kasılması sırasında
ölçülen kan basıncı, büyük tansiyon, kalbin gevşemesi esnasında ölçülen kan
basıncı ise küçük tansiyondur. Hem büyük tansiyon hem de küçük tansiyonun normalden
fazla olması HİPERTANSİYON'dur. Hipertansiyon tanısı için büyük ve küçük
tansiyondan birisinin normalden yüksek olması yeterlidir. Gerek büyük tansiyon
gerekse de küçük tansiyonun normalden yüksek olması önemlidir. Bu konu
unutulmamalıdır. Bazı hastalar küçük tansiyondaki yüksekliği önemsememektedir;
bu çok yanlıştır.
Hipertansiyon
çok yaygın bir hastalıktır. Hipertansiyon kalıcı sakatlık ve ölüm nedeni olan
toplumsal bir sorundur. Hastaların azımsanmayacak bir kısmının kan basıncı
yüksekliğinin farkında olmaması,hipertansiyonun
önemini artırmaktadır. Toplumdaki 5-6 erişkinden birinde kan basıncı yüksekliği
vardır. Hipertansiyon değişik böbrek, kalp, damar hastalıklarına, felçlere ve
görme kaybına yol açabilir. Tuz tüketiminin fazla olduğu toplumlarda, kan
basıncı yüksekliğine daha sık rastlanır.
Belirtiler
Hipertansiyonun
başlıca belirtileri baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, yorgunluk, burun
kanaması, yol yürüme ve merdiven çıkmada zorlanma, bazen çok sık idrara çıkma,
gece uyurken uykudan kalkıp idrar yapma ve bacaklarda şişliktir. Kan basıncının
çok yükseldiği durumlarda, çift görme, dilde peltekleşme, yüzde veya vücutta
karıncalanma olabilir. Bu belirtilerin hiçbirisi hipertansiyona özgü değildir,
başka hastalıklarda da izlenebilir. Ancak hastaların önemli bir kısmında hiçbir
belirti yoktur. Bu hastalarda hipertansiyon tanısı, sadece kan basıncı ölçümü
ile mümkündür. Bu nedenle hipertansif olmasa bile tüm hastalar, yılda en az 1-2
kez kan basıncını ölçtürmelidir.
Tanım ve sınıflandırma
Hipertansiyonun tanımı ve
sınıflandırması; ülke, zaman veya araştırmacıya göre değişiklik göstermektedir.
Genel olarak, sistolik kan basıncının (büyük tansiyon) 14 cm Hg (140 mm Hg) ve
diyastolik kan basıncının (küçük tansiyon) 9 cm Hg'dan (90 mm Hg) yüksek olması
hipertansiyon olarak kabul edilir. Daha önce mevcut olan hafif-orta
hipertansiyon gibi tanımlar, hipertansiyonun yol açtığı hedef organ hasarı
riskini saptamada yetersiz kaldığı için yeni bir hipertansiyon tanım ve
sınıflandırması yapılmıştır. Hipertansiyonun tanım ve sınıflandırılması
yapılırken günümüzde risk faktörleri de değerlendirilmelidir.
Nedenleri
Hipertansiyonun nedeni, %
90-95 hastada bilinmemektedir (primer hipertansiyon, esansiyel hipertansiyon)
yani bilinen bir hastalığa bağlı değildir. Yüzde 5-10 hastada ise hipertansiyon
başka bir hastalığa bağlıdır (sekonder hipertansiyon). Hipertansiyona yol açan
hastalıkların önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Endokrin (hormonal) sebepler ise
önemli diğer bir grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların önemli bir kısmının
tedavi edilebilir nitelikte olması, hastalıkların tedavisi ile de
hipertansiyonun kalıcı tedavisinin mümkün olması her hastanın sekonder
hipertansiyon açısından değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Hipertansiyon gelişiminde tuzun ve böbreklerin önemi
Hipertansiyon gelişiminde,
tuzun çok büyük önemi vardır. Bazı insanlarda, böbreğin tuz (NaCl) atma
kapasitesi sınırlı olabilir ve gereğinden fazla tuz alınması, hipertansiyonun
ortaya çıkmasına veya hipertansiyonun tedavisinde başarısızlığa yol açabilir.
Gerek hayvan deneyleri gerekse insanlar üzerinde yapılan çalışmalar,
hipertansiyon gelişiminde, tuzun rolünün olduğunu ispatlamıştır.
Böbreklerin hipertansiyon
gelişimindeki rolü çok önemlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, % 5 olasılıkla
bir böbrek hastalığı vardır. Bu nedenle, tüm hipertansif hastalar böbrek
hastalıkları yönünden incelenmelidir. Bu amaçla, basit bir idrar incelemesi
bile çoğu zaman yeterlidir. Hipertansiyonu olan bir hastada, böbrek
hastalığının saptanması, böbrek hastalığının erken tanısına ve tedavisine de
olanak sağlar. Zaten böbrek hastalığına bağlı bir hipertansiyon söz konusu ise,
böbrek hastalığı tedavi edilmeden hipertansiyonun kontrol altına alınması çok
zordur. Bazı durumlarda, hipertansiyon da böbrek hastalığına yol açabilir;
"hipertansiyon mu önce olmuştur böbrek hastalığı mı önce olmuştur"
bunu ayırmak zor olabilir. Bu durum, aynen "tavuk mu önce olmuştur yumurta
mı önce olmuştur" ayırımı gibi karmaşık bir hal alabilir.
Hipertansiyonun vücuda
verdiği zararlar
İnsan vücudunda, tüm organ
ve dokuları besleyen damarlar bulunur. Hipertansiyon, kan damarlarında basıncın
artması durumudur. Evimizdeki musluklara suyu taşıyan su borularındaki gibi bir
basınç, tüm damarlarda mevcuttur. Nasıl su borularında basınç artışı, tıkanma
ve patlamalara yol açarsa, hipertansiyon da damarlarda patlamalara ve
tıkanmalara yol açar. Tüm organ ve dokularda damar olduğu için hipertansiyon
tüm vücudu etkileyebilir. Hipertansiyondan en çok etkilenen organlar; kalp,
beyin, böbrekler, büyük atardamarlar ve gözlerdir. Hipertansiyon bu organları
etkileyerek kalıcı sakatlıklara ve ölümlere yol açabilir. Hipertansiyonun
vücuda verdiği başlıca zararlar, aşağıda özetlenmiştir:
1. Kalp
yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter
darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi)
2. Beyin
kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma
3. Böbrek
yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma
4. Görme
azalması ve körlük
5. Büyük
atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu damarlarda tıkanma.
Bunların sonucu, kangren veya ani kanamalara bağlı ölüm gelişir.
Hipertansiyonun vücuda
verdiği bu zararlar, hastaların moralini bozmamalıdır. Hipertansiyon tedavi
edilebilir bir hastalıktır ve yeterli tedavi ile bu zararlar minimuma indirilebilir.Hipertansiyon zamanında teşhis edilip, uygun
şekilde tedavi edilirse, yukarıda sayılan hastalıklar ve bunlara bağlı ölümler
önlenebilir.
Hipertansif hasta nasıl
değerlendirilmelidir?
Hipertansiyon tanısı almış
bir hasta değerlendirilirken 3 konuya dikkat edilmelidir.
1. Hipertansiyon
yaratan başka bir hastalık (böbrek hastalığı, hormonal hastalık...) olup
olmadığı yani sekonder bir hipertansiyon araştırılmalıdır: Hastaların % 10'undan
azında hipertansiyona yol açan, % 5'inden azında ise düzeltilebilecek bir
hastalık saptanabilir.
2. Hipertansiyonun
vücuda vermiş olduğu hasar ve eşlik eden diğer hastalıklar saptanmalıdır. Bu
saptama, hem hastanın geleceğinin belirlenmesinde hem de tedavi seçiminde
yardımcı olur.
3. Diğer
kardiyovasküler risk faktörleri incelenmelidir: Hipertansiyon, kardiyovasküler
ölüm ve sakatlıklara yol açan bir kardiyovasküler risk faktörüdür, bu nedenle
diğer kardiyovasküler risk faktörleri incelenmeli ve mümkünse düzeltilmelidir.
.
Hipertansiyon, her yaş,
cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem sistolik hem
diyastolik hipertansiyonun şiddeti arttıkça kardiyovasküler risk artmaktadır.
Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır. Lipid (yağ)
metabolizması bozuklukları majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk
faktörlerinden birisidir. Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki
ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski
arttırır. Diyabetes mellitus (şeker hastalığı) iyi bilinen bir kardiyovasküler
risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizması
bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk
faktörleri de sıktır. Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi
diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi,
Türkiye'deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki
kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter
hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.
Tedavi
Hipertansiyon tedavisinde
temel amaç, hedef organ hasarını önleyerek sakatlık ve ölümleri azaltmaktır.
Öncelikle mevcut olan diğer kardiyovasküler risk faktörleri ve hedef organ
hasarları tedavi edilmelidir. Sekonder hipertansiyon olan hastalarda yani
hipertansiyonu başka bir hastalığa bağlı olan hastalarda hipertansiyona yol
açan hastalık tedavi edilmelidir.Hipertansiyonun
nedeni saptanamaz ise kan basıncı, hastaların yaşam düzeni değiştirilerek veya
ilaçla düşürülmelidir. Hastalarda yaşam düzeninin değiştirilmesi (ilaçsız
tedavi) kesinlikle ihmal edilmemelidir.
Hipertansiyon tedavisi planlanırken tartışılan iki konu şunlardır:
1. Hangi kan basıncı değerlerinde
antihipertansif ilaç başlanmalıdır?
Kan basıncı sistolik
(büyük) 160 mm Hg veya diyastolik (küçük) 100 mm Hg'nın üzerinde ise
antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır. Üzerinde tartışılan değerler,
sistolik kan basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan
basıncı (küçük tansiyon) için 90-100 mm Hg'dır. Antihipertansif tedavi ile kan
basıncı düşürüldükçe, kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak azalmaktadır.
Genel eğilim, hastada başka kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan
basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük
tansiyon) için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.
2. Antihipertansif tedavi ile kan basıncı
hangi sınırlara düşürülmelidir?
Antihipertansif tedavi ile
kan basıncı düşürüldükçe kardiyovasküler risk doğru orantılı olarak
azalmaktadır. Belli bir diyastolik kan basıncı değerine ulaşıldıktan sonra, kan
basıncının daha da düşürülmesi, kardiyovasküler hastalık riskini
arttırmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü
raporuna göre ise kan basıncı, yaşlılarda 140/90 mm Hg'nın altına, gençlerde
ise 120-130/80 mm Hg'ya indirilmelidir.
Diyabetik hastalarda (şeker
hastalarında), kan basıncı 130/85 mm Hg'nın altına indirilmelidir. Böbrek
hastalığı olan hastalarda, kan basıncı daha da aşağı değerlere düşürülmelidir.
Bu değerler konusunda, hastaların doktorlarına başvurmaları gereklidir.
İlaçsız tedavi yani yaşam
düzeninin değiştirilmesi, kan basıncı yüksekliğini kontrol etmenin yanısıra
hipertansiyonunun önlenmesinde de yararlıdır. Hastalar, ilaçsız tedaviyi
kesinlikle ihmal etmemelidir. Şişmanlık, şeker hastalığı veya kanında yağı
yüksek (hiperlipidemi) olan hastalarda, yaşam düzeninin değiştirilmesinin önemi
daha da artar. Yaşam düzeninin değiştirilmesi, hipertansiyonu tek başına
kontrol edebileceği gibi ilaç gereken durumlarda, ilaç dozunun azaltılmasına da
olanak sağlar.
Diyetle tuz alınımının
günde 100 mmol'ün (6 gram NaCl [tuz]) altına düşürülmesinin kan basıncını
düşürdüğü, birçok çalışmada gösterilmiştir. Yaşlı, diyabetik (şeker hastaları)
veya hipertansif hastalarda, diyette tuz kısıtlamasının kan basıncını düşürücü
etkisi, daha belirgindir. Diyetle tuz kısıtlaması, kan basıncı kontrolünü
kolaylaştırır, antihipertansif ilaç ihtiyacını azaltır ve kalp büyümesini
geriletebilir. Diyette tuz kısıtlaması yapmak için gerekenler tuzsuz ekmek
kullanılması, yemek pişirilirken tuz atılmaması, sofraya konulmuş yemeklere,
tadına bile bakmadan tuz atma alışkanlığının terkedilmesi ve gıda seçiminde
gıdaların tuz içeriğine bakılmasıdır. Doktora danışmadan yapay tuz kullanmak
zararlı olabilir. Bunun 2 nedeni vardır;
1. Yapay
tuzlarda, sınırlı da olsa tuz bulunabilir.
2. Bazı antihipertansif ilaçlarla yapay tuzların birlikte
kullanılması, sakıncalı olabilir.
Şişman hastalar mutlaka
zayıflatılmalı ve ideal kiloya getirilmelidir. 4-5 kilo kaybı bile kan basıncı
kontrolünü kolaylaştırabilir. Şişman hastalar en az 10 kg zayıflatılmalıdır.
Kilonun kontrol altına alınması, yağ metabolizması bozuklukları veya diyabetes
mellitus (şeker hastalığı) gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerin de
kontrol edilmesini kolaylaştırır.
Düzenli aerobik egzersiz
(yürüme, koşma, yüzme, bisiklete binme vb.) kilo kaybını hızlandırır, kan
basıncı kontrolunu kolaylaştırır, kardiyovasküler riski ve mortaliteyi azaltır.
Ağırlık kaldırma, vücut geliştirme gibi izotonik egzersizlerden kaçınılmalıdır.
Egzersiz sıklığı haftada en az 3 kez, tercihen 5 kez, 30-45 dakika süreli
olmalıdır. Egzersizin 2 hafta bırakılması, olumlu etkisini ortadan kaldırır.
Kalp hastalığı gibi sorunları olanlar egzersiz programına başlamadan önce,
doktor kontrolünden geçmelidirler. Hastalar araba kullanmaktansa toplu taşım
araçlarını kullanmalı, kısa mesafelerde yürüyüş yapmalı, asansöre binmektense
yürümelidir. Günlük yaşantıda, fiziksel aktivite arttırılmalıdır.
Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Her sigara, kan basıncını anlamlı derecede yükseltir.
Sigara, antihipertansif tedavi ile sağlanan kardiyovasküler risk korunmasını da
azaltır. Sigara ayrıca koroner arter hastalığı, inme (felç), subaraknoid kanama
(beyin kanaması), kanser, ani ölüm ve akciğer hastalığı riskini arttırır.
Sigaranın bırakılmasının kan basıncının düşürülmesine uzun sürede net bir
etkisi yoktur ancak sigara diğer kardiyovasküler riskleri de etkiler. Sigaranın
bırakılmasını takiben kilo alınmamasına dikkat edilmelidir.
Alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır. Günde 30 ml
ethanolden daha az alkol tüketilmelidir. 720 ml bira, 300 ml şarap, 60 ml 100
derece viski ve 60 ml rakıda 30 ml ethanol bulunur. Zayıf insanlarda ve
kadınlarda, ethanol alımı, günde 15 ml ile sınırlandırılmalıdır. Uygun miktarda
alınan alkolün, koroner arter hastalığı üzerine olumlu etkileri vardır. Aşırı
alkol tüketimi kesinlikle engellenmelidir.
İlaçsız
tedavinin yeterli kan basıncı kontrolü sağlamadığı hastalarda, ilaçla tedaviye
başlanmalıdır. Kan basıncı, sistolik (büyük) 160 mm Hg veya diyastolik (küçük)
100 mm Hg'nın üzerinde ise antihipertansif tedaviye hemen başlanmalıdır. Genel
eğilim, hastada başka kardiyovasküler risk faktörleri varsa, sistolik kan
basıncı (büyük tansiyon) için 140-160 mm Hg ve diyastolik kan basıncı (küçük
tansiyon) için 90-100 mm Hg değerlerinde de ilaç tedavisine başlamaktır.
Diabet - Şeker Hastalığı
Diabet, diğer adıyla şeker hastalığı, sık görülür ve ciddî sonuçlara yol açar.Pankreasın ürettiği insülinin yetersizliği veya
etkisizliğinden kaynaklanır. İnsülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve
diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler
şekersizlik çekerken, kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar. Kanda şekerin
çok artması, zehir etkisi yaratır ve vücudun tüm hücrelerini tahrip eder.
Şeker ve
İnsülin
Vücut, sürekli olarak kanda bir miktar şekere (glukoza) ihtiyaç duyar. İnsülin
kan dolaşımındaki glukozu hücrelere taşımakla görevlidir. İnsülin pankreas
tarafından üretilen bir hormondur.
Diyabet nedir Nasıl meydana gelir
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ
metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan
şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel
metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun(şekerin) hücrelerin içine
girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki
depolardan kana salınan glükoz pankraeas tarafından salgılanan İNSÜLİN
hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enrjiye dönüşür.
Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen
"kapılar" vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun
"anahtar" varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz
"kapısının" açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet,
anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin
etkilediği reseptörlerin( hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı
gelişmektedir.
Şeker Hastalığı (Diyabet) Belirtiler,
belirtileri
Sık sık idrara çıkma
Aşırı susama
Bulanık görme
Halsizlik,bitkinlik
Beklenmedik kilo kaybı
Acıkma hissidir.
Mide bulantısı
Kusma
Nefes kokusu
Sık idrar yolu enfeksiyonu
Adetten kesilme
Kuru ve kaşıntılı deri
Yaraların geç iyileşmesi
ŞEKER HASTALARINA KÜÇÜK ÖNERİLER:
Haftada 1 kez sabah akşam şekerinizi ölçün,kayıt tutun
ve bu kayıtları kontrol anında doktorunuza gösterin Kilonuzu kontrol altında
tutun,ideal kilonuzu koruyun Günlük düzenli yürüyüşler yapın. Öğün atlamayın,diyetisyeninizin veya doktorunuzun yemeyi
önermediği hiçbir şeyi yemeyin,ısrarlara kulak asmayın. İçeriğinde fruktoz,sakkaroz veya şeker olan hiçbir ürünü satın
almayın,tüketmeyin. Gerektiğnde değişiklik yapabilmek için besin gruplarını iyi
öğrenin. Tatlandırıcılarla yaptığınız yiyeceklerle kendinizi ödüllendirin. Halk
arasında diyabete iyi geliyor diye önerilen tatlı yiyeceklerden uzak durun.
DİYABETLE BARIŞIK YAŞAMAK
Diyabetin bazı erken belirtileri vardır. Kan şekeri yüksek olan kişilerde
yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık, sık idrara çıkma. susama,
yara ve berelerin uzun zamanda iyileşmesi gibi belirtiler vardır. Eğer
ailenizde şeker hastası varsa bu hastalığa yakalanma riskiniz daha fazladır. bu belirtilerle doktorunuza başvurduğunuz taktirde doktorunuz
kan şekerinizin de belirlenmesini isteyecektir.
Diyabetliysem ne yapmam gerekiyor? eğer
diyabetliyseniz hayatınızın bundan sonraki döneminde kendinizi çok iyi kontrol
altında tutmanız gerekecektir. Diyabetle barışık yaşamanın yolu kendinize
dikkat etmekten geçer. Kan şekeri düzeylerinizi ortalama aralıklarda tutarak
olabildiğince normal yaşam sürdürmeyi hedeflemelisiniz. Bu hedefe ulaşmanın en
iyi yolu diyet uygulamak ve egzersiz yapmaktır.
devam ettirmeyi
sağlayacak enerji kaynağıdır.
Diyabet ve
Obezite şişmanlık
Obezite yani şişmanlık,
vücuttaki yağ dokusunun fazlalığı ve kilo artışıdır. Obeziteyi belirleyen,
genetik, çevresel etkenler, sosyoekonomik durum, metabolik hastalıklar, ilaçlar
gibi birçok faktör vardır. Genelde hastaların eğilimi, daha çok bu faktörleri
sorumlu tutmak yönünde olsa da; obezitenin en önemli nedeni, gereğinden fazla
gıda alımıdır.
Günümüzde çalışma hayatının yoğun temposu, mutfağa ayrılan zamanın azalması,
çabuk ve kolay hazırlanıp tüketilen yiyecekleri daha fazla hayatımıza
katmıştır. Bu besinler de, sebze ve meyveden uzak, fazla miktarda şekerli,
yağlı ve yüksek kalorili yiyecekler olup, özellikle çocukların ve gençlerin
damak tadına daha hoş gelmektedir. Egzersizden uzak yaşantıyı benimseyip, en
kısa mesafeler için bile araba kullanmak, özellikle bilgisayar ve televizyon
karşısında geçirilen zamanlar da buna eklenince obezite kaçınılmaz olmaktadır.
Obezite yalnız estetik bir sorun olmayıp bir çok
hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırır; Tip 2 Diyabet, hipertansiyon, arteriosklerotik
kalp hastalıkları, menstrial siklus bozuklukları, gebelik komplikasyonlarında
artış, safra kesesi taşları, yağlı karaciğer, uyku apnesi, osteoartrit,
depresyon bunlardan birkaçıdır
Şeker
hastasının dikkat etmesi gerekenler
1-Doktorunuzun önerdiği
ilaç veya insülin tedavisi ve diyete aynen uygulamaya çalışın. İlaçlarınızı
doktorunuza sormadan değiştirmeyin veya kesmeyiniz. Seker düşmeleri oluyorsa
doz ayarlaması için hemen doktorunuza başvurunuz.
2. Yılda bir defa göz muayenesi olunuz. Göz doktorunuza seker hastası
olduğunuzu söylemeyi unutmayınız.
3. İki yılda bir diş doktoruna giderek muayene olunuz. Özellikle diş
etlerindeki iltihap seker hastaları için çok önemlidir.
4. Her yıl Eylül ayında grip asisi olunuz.
5. Ayaklarınızı her gün ilik sabunlu suyla yıkayınız ve arkasından kurulayınız.
6. Cildinizde kuruma olabilir. O nedenle
cildinizi nemlendirici kremlerle nemlendiriniz. Ayak parmak aralarına krem
sürmeyiniz.
7. Çoraplar pamuktan olmalı ve bacağınızı sıkmamalı, iz bırakmamalıdır.
8. Ayaklarda nasir varsa mutlaka cildiye uzmanına giderek tedavi ettiriniz.
9. Yazın mutlaka çorap giyiniz. Çıplak ayakla dolaşmayınız.
10. Ayakkabınız rahat olmalı, dar veya bol olmamalıdır.
11. Ayak tırnaklarınızı düz olarak kesiniz.
12. Sigara içmeyiniz. seker hastalarında sigara
içilmesiyle kalp ve bacak damarlarında çok hızlı tıkanma, kalp krizi ve ayak
kangrenine neden olabilir.
13. Her gün aspirin aliniz. Aspirin 80mg (çocuk
aspirini) veya 325mg olabilir. Bu dozdan fazla almayınız. Ülser, gastrit,
karaciğer hastalığı, kanama riski varsa aspirin almayınız. En iyisi
doktorunuzla bu konuyu konusunuz.
14. Tansiyonunuzu takip ediniz. Tansiyonunuz 130/80mmHg’den fazla olmamalıdır.
Yüksek ise doktorunuza başvurunuz.
15. Stresten uzak durmaya çalısın. Stres, üzüntü, sıkıntı kan sekerini
yükseltir.
16. Vitamin olarak antioksidan vitamin aliniz
17. Seker ölçüm cihazı alarak kendi sekerinizi ölçmeyi öğreniniz ve takip
ediniz.
18. Her gün veya haftada en az 3 kez 20-30 dakika yürüyüş yapınız.
19. Üç ayda bir açlık ve tokluk kan sekeri, HbA1c , yılda bir kalp EKG’si ve
batin ültrasonu ve TSH ölçümü yaptırınız., iki yilda
bir talyum sintigrafisi yaptırınız.
20. Kan yağları (kolesterol, trigliserit, LDL kolesterol), üre ve kreatifin ölçümleri ve karaciğer testlerini kontrol
ettiriniz.
21. Doktorunuzun haberi olmadan bitki (her bal) ilaçlar almayınız.